| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| EN BEĞENDİĞİNİZ KEDİ TÜRÜ NEDİR? |
| ASLAN |
|
57% |
[ 4 ] |
| KAPLAN |
|
0% |
[ 0 ] |
| LEOPAR |
|
14% |
[ 1 ] |
| PARS |
|
14% |
[ 1 ] |
| ÇİTA |
|
14% |
[ 1 ] |
|
| Toplam Oylar : 7 |
|
| Yazar |
Mesaj |
iSyAnBuL

Grup : Spammer
Mesajlar: 609
Başlıklar: 157
Kayıt: Oct 31, 2007
Nerden: istanbul
|
Tarih: Pts Arl 03, 2007 12:13 pm Mesaj konusu: iSyAnBuL'uN COĞRAFYASI(devamlı güncellenecek) |
|
|

En son iSyAnBuL tarafından Sal Arl 04, 2007 11:09 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi |
|
| Başa dön |
|
 |
Kenan Doğulu

Grup : Gönül Çelen
Cinsiyet : Erkek
D.T. : Belirtmedi
Nerden : Belirtmedi
|
Tarih: Pts Arl 03, 2007 12:13 pm Mesaj konusu: RE : iSyAnBuL'uN COĞRAFYASI(devamlı güncellenecek) |
|
|
|
|
 |
iSyAnBuL

Grup : Spammer
Mesajlar: 609
Başlıklar: 157
Kayıt: Oct 31, 2007
Nerden: istanbul
|
Tarih: Sal Arl 04, 2007 10:06 am Mesaj konusu: |
|
|
[size=24]BUNDAN ÖTESİ VAR MI?[/size
 |
|
| Başa dön |
|
 |
iSyAnBuL

Grup : Spammer
Mesajlar: 609
Başlıklar: 157
Kayıt: Oct 31, 2007
Nerden: istanbul
|
Tarih: Sal Arl 04, 2007 10:09 am Mesaj konusu: |
|
|
KOCA KÖPEKLER
 |
|
| Başa dön |
|
 |
iSyAnBuL

Grup : Spammer
Mesajlar: 609
Başlıklar: 157
Kayıt: Oct 31, 2007
Nerden: istanbul
|
Tarih: Sal Arl 04, 2007 10:15 am Mesaj konusu: |
|
|
BALİNALAR
[/img] |
|
| Başa dön |
|
 |
iSyAnBuL

Grup : Spammer
Mesajlar: 609
Başlıklar: 157
Kayıt: Oct 31, 2007
Nerden: istanbul
|
Tarih: Sal Arl 04, 2007 11:11 pm Mesaj konusu: |
|
|
 |
|
| Başa dön |
|
 |
iSyAnBuL

Grup : Spammer
Mesajlar: 609
Başlıklar: 157
Kayıt: Oct 31, 2007
Nerden: istanbul
|
Tarih: Sal Arl 04, 2007 11:14 pm Mesaj konusu: |
|
|
| eeee yorum yok mu? |
|
| Başa dön |
|
 |
iSyAnBuL

Grup : Spammer
Mesajlar: 609
Başlıklar: 157
Kayıt: Oct 31, 2007
Nerden: istanbul
|
Tarih: Sal Arl 04, 2007 11:31 pm Mesaj konusu: |
|
|
[img]http://images.tribe.net/tribe/upload/photo/52f/6c0/52f6c0ee-e1af-41bd-90bc-fc70f0401a65[/img]
 |
|
| Başa dön |
|
 |
iSyAnBuL

Grup : Spammer
Mesajlar: 609
Başlıklar: 157
Kayıt: Oct 31, 2007
Nerden: istanbul
|
Tarih: Sal Arl 04, 2007 11:40 pm Mesaj konusu: UÇLARDA YAŞAYANLAR; DİNOZORLAR |
|
|
Mezozoik canavarların sergilendiği bu tuhaf galeri, JOHN UPDIKE'ın aklına şu soruyu getiriyor: Evrim neyi amaçladı?
On dokuzuncu yüzyıl öncesinde, keşfedilen dinozor kemiklerinin ejderhalar, insan yiyen devler ya da Nuh Tufanı kurbanlarına kanıt oluşturduğu düşünülürdü.
İki yüzyıl süren paleontolojik hasat sonrasında ise bu kemiklerin bugün bizlere sundukları, tüm öykülerden daha ilginç ve giderek daha da ilginç hale geliyor. Her yıl onlarca yeni tür ortaya çıkıyor; son dönemlerde gerçekleştirilen şaşırtıcı keşiflerin sıcak noktaları ise Çin ve Arjantin. İnsan yakın geçmişte gün ışığına çıkan bu tuhaf örnekleri görünce, "Doğa burada neyi amaçlamış" diye düşünmeden edemiyor. Örneğin, iki metrelik kollar ve üç tırnaklı dev pençeleri Deinocheirus'a nasıl bir avantaj sağlamış olabilir? Ya da kollardan söz açılmışken, Mononykus, iki kısacık kolunun ucundaki -kalın ve kuvvetli bir tırnağa sahip olan- parmağıyla ne yapıyordu acaba? Pek çok tahmin yürütülebilir: Mononykus, kısa ve kalın tırnağının böcekleri aramak için mükemmel bir araç olduğunu keşfetmiş, Deinocheirus da ağaçlardan inanılmaz miktarda yaprak ve kabuk koparabiliyor olabilir. Onun etçil kuzeni olan, insan boyundaki Deinonychus ise belki avının üzerine atlayıp uzun kollarını ve üç parmaklı ellerini kurbanına doluyor ve ayaklarındaki orak biçimli tırnaklarıyla onu öldüresiye dövüyordu.
Minik Epidendrosaurus'un çarpıcı özelliği de -aynen günümüzde bu şaşırtıcı davranışı sergileyen bir lemur türü olan "aye-aye" gibi- olasılıkla ağaç üzerinde yaşam sürmesini sağlayan aşırı uzun üçüncü parmağı idi. Uzun parmaklar, çevrelerini saran zar sayesinde yarasaların ve pterosaurların uçmasını sağladı. Ve belki de bu doğrultuda ilk adımı atan, Epidendrosaurus'tu. Peki, Styracosaurus gibi ceratopsianların süslü yakaları ya da Masiakasaurus knopfleri'nin yatay bir şekilde uzanan ön dişleri gibi, görünürde işe yaramayan uç morfolojik özellikler bize ne anlatıyor? (Yakın geçmişte Madagaskar'da ortaya çıkarılan, tuhaf bir geç dönem Kretase türü olan Masiakasaurus knopfleri, adını, uzmanların kazı yaparken dinlemeyi en sevdikleri grup olan Dire Straits'in solisti Mark Knopfler'den alıyor.)
Evet, öne doğru uzamış hafif çengelimsi dişlerlerle dolu ağzı ile Masiakasaurus çok tuhaf bir tür. Ama bu durumda, fillerin dişleri ve hortumları, rengeyiğinin boynuzu ve tavus kuşunun kuyruğu da öyle değil mi? Dinozorlarla ilgili karşımıza çıkan zorluklardan biri de onları hareket halinde göremiyor olmamız; yani onlarla ilgili görsel (ve işitsel ve koku alma ile ilgili) bir tanıklığımızın olmayışı. Dinozorlar da herhalde insan vücudunu garip bulurdu. İnce, tüysüz bir deri, tabak gibi bir yüz, gevşek bir duruş, her kolun ucunda çelimsiz ve pençesiz beş parmak; hatta kuyruğu bile yok -iğrenç. Zırhı sağlam bir dinozor, bu canlı ne yapıyor da dünya üzerindeki varlığını devam ettirebiliyor, diye merak edebilirdi. |
|
| Başa dön |
|
 |
iSyAnBuL

Grup : Spammer
Mesajlar: 609
Başlıklar: 157
Kayıt: Oct 31, 2007
Nerden: istanbul
|
Tarih: Sal Arl 04, 2007 11:42 pm Mesaj konusu: BEYTÜLLALİM; en çok savaşılınan, hz. iSaNIN doğum yeri |
|
|
İsa'nın doğduğu yer olduğuna inanılan Beytüllahim, yeryüzünün uğruna en çok savaşılan yerlerinden biri.
Meryem ile Yusuf, Beytüllahim'e bu yoldan gelmemişti, ama siz kente artık buradan giriş yapıyorsunuz. Duvarın önünde bekliyorsunuz. Bu, üç kat yüksekliğinde, üzerinden dikenli tel geçen, betondan yapılma, göz korkutucu bir barikat. Yanında durduğunuzda, kendinizi bir barajın tabanındaymış gibi hissediyorsunuz. Silah kuşanmış İsrail askerleri, belgelerinizi kontrol ediyor. Aracınızı arıyor. Askeri emirler doğrultusunda İsrailli hiçbir sivilin içeri girmesine izin verilmiyor. Beytüllahim sakinlerinin çoğunun da dışarı çıkma izni yok -İsrail yönetimine göre duvarın amacı, teröristlerin Kudüs'e ulaşmalarını önlemek.
Beytüllahim ve Kudüs arası sadece dokuz buçuk kilometre, ama bölgenin zorlu coğrafyasında bu uzaklık iki kentin farklı dünyalarda yer almasına yetiyor. Bir kartpostalın bu kentlerin birinden diğerine gitmesi bir ay sürebiliyor. Beytüllahim, Batı Şeria'da, İsrail'in 1967'de Altı Gün Savaşı sırasında ele geçirdiği topraklarda bulunuyor. O bir Filistin kenti; sayıları 35 bini bulan sakinlerinin büyük çoğunluğu Müslüman. 1900'de, kentin yüzde 90'ından fazlası Hıristiyan'dı. Günümüzdeyse Beytüllahim'in yalnızca üçte bir kadarı Hıristiyan ve Hıristiyan nüfusun Avrupa'ya, Kuzey ya da Güney Amerika'ya taşınması paralelinde bu oran giderek düşüyor. Beytüllahim ve çevresinden en az bir düzine intihar bombacısı çıktı. Gerçek şu ki Hıristiyan dünyasının Noel'de saygıyla andığı bu “küçük kasaba” aslında yeryüzünün uğruna en çok çatışma yaşanan yerlerinden biri.
Giriş izni alırsanız eğer, yük trenlerindekileri andıran sürmeli bir çelik kapı önünüzde gıcırtıyla açılıyor. Askerler kenara çekiliyor ve aracınızı duvardaki geçici delikten içeri sürüyorsunuz. Sonra kapı yine gıcırtıyla geri kayıyor, büyük bir gürültüyle kapanıyor. Beytüllahim'desiniz.
Yahudiye Çölü'nün kıyısındaki kent, bitki örtüsü açısından cimri birkaç yayvan tepenin üzerine inşa edilmiş. Açık sarı taştan yapılmış eski evler, dik ve dar sokakların her iki yanına sıralanmış. Ara sokaklardan, sürücülerinin kornaya basmaktan hiç çekinmediği bir-iki eski püskü taksi geçiyor. Sokak arasında bir tezgâhta yapılan kuzu çevirmenin üzerinden yağ damlıyor. Erkekler plastik sandalyelerde oturmuş, Arap kahvesi yudumluyor. Havada, toplanmamış çöp kokusu asılı. Tepeye doğru yol aldıkça duvarın boyutlarını, nerelere kadar uzandığını görüyorsunuz -silindirik nöbetçi kuleleriyle bölünmüş, gri bir yılanı andırıyor.
Duvarın içinde, Beytüllahim sınırları boyunca üç Filistin mülteci kampı var; gelişigüzel yığınlar halinde üst üste dizilmiş kutu kutu apartmanlar. Mülteci kamplarının sokaklarında dolaşan her bir esinti, yüzlerce şehidin posterlerini havalandırıyor -bazıları tüfek kuşanmış, duyguları yüzlerinden okunmayan genç erkekler. Çoğu, İsrail ordusunun kurbanı. Diğerleriyse İsrail'de bir alışveriş merkezinde veya bir restoranda ya da bir otobüste kendini havaya uçurmuş. Posterlerdeki Arapça yazılar, bu eylemlerin görkemini vurguluyor.
Duvarın hemen dışında, çevredeki yükselti ve sırtlarda, vinçlerin delik deşik ettiği, hızla büyüyen ve giderek yayılan Yahudi yerleşim birimleri göze çarpıyor. Günün son ışıkları binalara vuruyor ve Beytüllahim güneşten bir ateş çemberiyle kuşatılıyor. |
|
| Başa dön |
|
 |
iSyAnBuL

Grup : Spammer
Mesajlar: 609
Başlıklar: 157
Kayıt: Oct 31, 2007
Nerden: istanbul
|
Tarih: Sal Arl 04, 2007 11:44 pm Mesaj konusu: Albatros en uzun kanatlı kuş |
|
|
Tüm kuşlar arasında en geniş kanat açıklığına sahip albatroslar, bir kez dahi karaya ayak basmadan binlerce kilometre süzülebilir.
Albatros, uçan canlı makinelerin en heybetlisidir... Albatros, kemik, tüy, kas ve rüzgârdır... Albatros gergin yay, rüzgârsa gövdesini mermi gibi fırlatan kiriştir. Albatros art deco bir kuştur -çarpıcı desenli, belirgin hatlı, destansı bir uçuş sergileyen, kayıtsız şartsız sadık olan... Bir albatros, yavrusuna tek bir öğün yiyecek getirebilmek için 15 bin kilometreden fazla uçabilir. Doğadaki en uzun kanatlara (3,5 metreye kadar ulaşabilir) sahip olan albatroslar, kanat çırpmaksızın yüzlerce kilometre boyunca gökyüzünde süzülerek okyanusları aşar, dünyayı dolaşır. 50 yaşına gelmiş bir albatros en azından 6 milyon kilometre uçmuş demektir...
 |
|
| Başa dön |
|
 |
Doctor

Grup : Site Admin
Mesajlar: 1459
Başlıklar: 185
Kayıt: Apr 24, 2007
|
Tarih: Çrş Arl 05, 2007 12:05 am Mesaj konusu: |
|
|
Eline sağlık isyanbul konuşturmuşun yine |
|
| Başa dön |
|
 |
hsyn583

Grup : Aktif Üye
Mesajlar: 32
Başlıklar: 1
Kayıt: Nov 20, 2007
|
Tarih: Çrş Arl 05, 2007 1:25 pm Mesaj konusu: |
|
|
| güzel resimler emeğine sağlık |
|
| Başa dön |
|
 |
iSyAnBuL

Grup : Spammer
Mesajlar: 609
Başlıklar: 157
Kayıt: Oct 31, 2007
Nerden: istanbul
|
Tarih: Çrş Arl 05, 2007 6:56 pm Mesaj konusu: |
|
|
| saolun ellerinize sağlık yorumlarınız devamını bekliyorum |
|
| Başa dön |
|
 |
iSyAnBuL

Grup : Spammer
Mesajlar: 609
Başlıklar: 157
Kayıt: Oct 31, 2007
Nerden: istanbul
|
Tarih: Çrş Arl 05, 2007 7:12 pm Mesaj konusu: KANALİZASYON ŞEHRİ; ROMA |
|
|
Kanalizasyonların derinliklerinde güçlükle ilerleyen kent kâşifleri, antik Roma`nın gizemlerini çözmeye çalışıyor.
Luca başını kanalizasyonun içine uzatıyor, nefes alıyor ve gülümsüyor. "Bugün o kadar da kötü kokmuyor." Kendisini Nerva Forumu'nun orta yerindeki karanlık çukura -önce ayakları girecek biçimde- bırakıyor. İyimserliğine rağmen karanlığın içinden mide bulandırıcı bir koku yayılıyor: idrar, mazot, çamur ve çürümekte olan fare leşlerinden oluşan tuhaf bir karışım. Özetle, burası aynen 2500 yıl boyunca sürekli kullanımda olan bir kanalizasyondan beklenileceği gibi kokuyor. Aşağıda, tüften inşa edilmiş tonozlu, karanlık dehlizde de durum aynı derecede kötü. Luca bulanık suyun içinde yüzyıllar boyunca tapınaklardan ve traverten bloklarından koparak buraya sürüklenen parçalara basarak ilerlerken yanı başından modern yaşamdan izler -sigara izmaritleri, plastik torbalar, çakmaklar, bir emzik ve arıtılmamış kanalizasyon atıklarının buraya akmaması gerektiği halde, tuvalet kâğıdını andıran, endişe verecek kadar çok miktarda, iplik iplik olmuş gri bir madde– geçiyor. Bir dönemeçte Luca, çamurun içinde, belki bir hafta önce atılmış kırık bira şişesinin yanında yatan belki de 2000 yıllık kırık amphorayı gösteriyor. Bu iki nesne insanların ne kadar uzun bir süreden beri çöplerini bu kentin kanalizasyonuna attıklarını çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor.
49 yaşındaki Luca Antognoli, modern Roma kentinin altındaki kalıntıları -Roma İmparatorluğu'nun çöküşünden beri tarihin toprak altında bıraktığı çok sayıda tapınak, yol, ev ve su kemerini- araştırmak üzere kent yönetimi tarafından görevlendirilen speleologlardan (mağarabilimi uzmanı) oluşan Roma Sotterranea (Yeraltındaki Roma) adlı ekibin üyesi. Tarihçiler, Forum Romanum'un altından geçen Cloaca Maxima’nın (“Büyük Kanal”) İÖ 6. yüzyılda inşa edildiğine inanıyor. Bu da onu kentin -en eski olmasa da- günümüze kadar ulaşan en eski yapılarından biri yapıyor. Bu nedenle, bu kanalizasyon sisteminin hiçbir zaman tam olarak keşfedilip haritalandırılmadığını öğrenmek insanı şaşırtıyor. |
|
| Başa dön |
|
 |
iSyAnBuL

Grup : Spammer
Mesajlar: 609
Başlıklar: 157
Kayıt: Oct 31, 2007
Nerden: istanbul
|
Tarih: Çrş Arl 05, 2007 7:15 pm Mesaj konusu: KİRPİLER |
|
|
 |
|
| Başa dön |
|
 |
iSyAnBuL

Grup : Spammer
Mesajlar: 609
Başlıklar: 157
Kayıt: Oct 31, 2007
Nerden: istanbul
|
Tarih: Çrş Arl 05, 2007 7:18 pm Mesaj konusu: KAPLUMBAĞALAR |
|
|
[/img] |
|
| Başa dön |
|
 |
iSyAnBuL

Grup : Spammer
Mesajlar: 609
Başlıklar: 157
Kayıt: Oct 31, 2007
Nerden: istanbul
|
Tarih: Çrş Arl 05, 2007 7:20 pm Mesaj konusu: BİG BANG (BÜYÜK PATLAMA) DÜNYANIN VAROLUŞU |
|
|
Big bang ya da Büyük Patlama, evrenin yaklaşık 14 milyar yıl önce çok yoğun ve sıcak bir noktadan meydana geldiğini savunan bir bilimsel teoridir.
Galaksiler nebulözler ve yıldızlararası plazmanın bu şekilde meydana geldiğini savunur. Bu ilk infilaktan bu yana çok daha küçük patlamalar halen devam etmekte (süpernovalar) ve evren, genişleyip büyümeye devam etmektedir. Gerçekten de dünyadaki gözlem evlerinden izlenen uzak galaksilerin ışığındaki kırmızıya kayış, bunun ispatı olarak kabul edilmektedir.
Büyük patlamadan gelen radyasyon, ilk defa 1964'te tesbit edilmiştir. New Jersey'deki Bell Laboratuvarlarından Arno Penzias ve Robert Wilson, Samanyolunun dış kısımlarından gelen belirsiz radyo dalgalarını ölçmeye çalışıyorlardı. Fakat bunun yerine gökyüzünün her tarafından gelen bir radyasyon buldular. Bu ışınımın bütün yönlerdeki parlaklığı aynı idi ve yaklaşık 3° Kelvin (yaklaşık -270,15 santigrak) sıcaklığında bir ortamdan geldiği anlaşılıyordu. Daha sonra Penzias ve Wilson, bu buluşları için bir Nobel ödülü kazandılar.
Bu kozmik fon radyasyonunun, büyük patlamadan hemen sonra evreni dolduran sıcak gazdan geldiği tahmin edilmektedir. Astronomlar, 1920'lerden beri evrenin genişlediğini biliyorlardı. Bu genişlemenin hızı da, 15 milyar yıl kadar önce bütün maddenin tek bir anda aynı noktada bulunması gerektiğini gösteriyor. İşte tam bu ilk zamana büyük patlama denilmektedir. O zamandan beri de evren sürekli olarak büyümektedir.
Büyük patlamadan sonra evren radyasyondan yayılan çok sıcak gazla dolmuştur. İlk önce gaz, temel parçacıklardan meydana gelmişti: Önce kuarklar oluştu ve bunlar bir araya gelerek protonları ve nötronları meydana getirdi; daha sonra da elektronlar ortaya çıktı. Büyük patlamadan 300.000 yıl sonra, sıcaklık 3000 °K'ye(2726,85 santigark) düşünce bu parçacıklar birleştiler ve atomlar oluştu.
Bu durum, evrende büyük bir değişiklik getirdi. O zamana kadar elektrik yüklü parçacıklar radyasyonu çok kolay emerlerdi. Radyasyon çok uzağa gidemediğinden, gaz da şeffaf değildi. Fakat nötr atomlar radyasyonu iyi ememediler. Bu durumda hareketine bir engel kalmadığından, radyasyon uzayda yayıldı.
Uzay genişledikçe radyasyonun dalga boyu uzadığı için, daha soğuk bir cisimden geliyiormuş kanaatini vermeye başladı. Bizim radyasyonu ölçebildiğimiz şimdiki zamana kadar radyasyon, mutulak sıfırın ancak birkaç derece üstündeki sıcaklıklara kadar soğudu.
Kozmik mikrodalga fon radyasyonuPenzias ve Wilson tarafından bulunan kozmik fon radyasyonu, bu düşünceye uymaktadır. Hem sıcaklık doğru derecedeydi hem de radyasyon bütün gökyüzünde aynı sıcaklıktaydı; çünkü bütün yönler büyük patlamaya doğru gidiyordu.
Fakat bu keşif ortaya çözülmesi gereken bir de bilmece çıkardı. Fon radyasyonu, büyük patlamadan 300.000 yıl sonra gazın son derece homojen olduğunu göstermektedir. Gazın içinde büyük topaklar ve delikler olsaydı, bunlar radyasyonun gökyüzündeki dağılımında sıcak ve soğuk bölgeler olarak gözükecekti. Öte yandan bugün çok topaklıdır. Kümeler, ince uzun gruplar halinde toplanan galaksiler ve bunların aralarında boşluklar vardı. Bu büyük yapıların orijinal gazın içindeki topaklardan çıkmış olması gerekmektedir. Tıpkı sütün topaklanarak peynire dönüşmesi gibi.
Kozmoloji ile uğraşan bilim adamları, fon radyasyonu iyi incelenirse, bunun sıcaklığında bazı sapmalar bulacaklarına inanmaktadırlar. Astronomlar, kozmik fon radyasyonunun sıcaklığını 1960'lardan beri giderek artan bir dikkatle ölçmektedirler. Birkaç yanılmanın dışında, yalnızca ortalama sıcaklıktan sapmalara sınırlamalar koyabilmişlerdir. Yerden yapılan son deneyler, bunların da bir Kelvin'in 30 milyonda birinden fazla olamayacağını gösteriyor. Yerden gözlem yapan astronomlar, kozmik fon radyasyonunu incelediklerinde iki hususla karşılaşmaktadır: Birkaç santimetre daha uzun dalga boylarında gözlem yaptıkları zaman bizim galaksimiz Samanyolu'ndan gelen radyasyon, zayıf fon radyasyonundan baskın çıkıyor. Bizimi galaksimizdeki parlak ve karanlık kısımlar, fon radyasyonundaki herhangi bir sapmayı kolaylıkla maskeliyorlar.
Daha kısa dalgaboylarında ise Samanyolu daha zayıftır; fakat bu dalgaboylarındaki radyasyon, Dünyanın atmosferindeki su buharı tarafından emilmektedir. Dünyanın her yerinde, çeşitli gruplar, yüksek dağlar, Antarktika ve yüksekte uçan balonlar gibi havanın kuru olduğu yerlerden gözlem yaparak bu problemi çözmeye çalışmışlardır.
Buna en iyi çözüm, bir uydudaki kısa dalgaboylu bir radyo alıcısıdır. 1970'lerin ortalarında, bu gözlemcilerin çoğu, NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezindeki bilim adamlarıyla işbirliği yaparak Kozmik Fon Keşif Uydusu COBE'nin tasarımına katkıda bulundular.
18 Kasım 1989'da COBE, yörüngesine mükemmel bir şekilde oturtuldu. COBE'nin taşıdığı üç araçtan iki tanesi gökyüzünü uzun kızılötesi dalgaboylarında gözlemledi. Araçlar, uzaydan gelen zayıf sinyallerin uzay aracının kendi sıcaklığından etkilenmemesi için sıvı helyumla soğutulmaktaydı. Bu araçlar görevlerini seferin dokuzuncu ayında sıvı helyumun bittiği sırada tamamladılar. Araçlardan biri fonun ortalama sıcaklığını görülmemiş bir hassasiyetle ölçerek 2.735 °K değerini buldu. Diğeri de ilk defa olarak, uzun kızılötesi dalgaboylarında uzayın haritasını çıkardı.
Üçüncü ölçüm aleti fon radyasyonunun parlaklığındaki sapmaları aramak için tasarlanmıştı. Altı diferansiyel mikrodalga radyometreden oluşan bu düzenek gözlemlerine devam ediyor; çünkü bunların soğutuluması gerekmiyor. Bunlarla gökyüzü şimdiye kadar iki kere tarandı ve üçüncü taramaya devam edilmektedir. Radyometreler gökyüzünü 3.5, 5.7 ve 9.5 milimetre olmak üzere üç kısa radyo dalgaboyunda gözlemlemektedir.
Halen, dünyanın çeşitli yerlerinde aynı derecede hassas aletlere sahip ekipler COBE'nin görebileceğinden daha küçük, bir açı dakikası sapmalar bulmak için gözlem yapmaktadır. |
|
| Başa dön |
|
 |
hsyn583

Grup : Aktif Üye
Mesajlar: 32
Başlıklar: 1
Kayıt: Nov 20, 2007
|
Tarih: Prş Arl 06, 2007 12:05 pm Mesaj konusu: |
|
|
kirpilerin bu kadar tatlı olduğunu bilmiyodum _________________ [URL=http://imageshack.us][IMG]http://img362.imageshack.us/img362/8254/ukgt4bf8.gif[/IMG][/URL] |
|
| Başa dön |
|
 |
lavinnia

Grup : Site Admin
Mesajlar: 451
Başlıklar: 128
Kayıt: May 02, 2007
Nerden: istanbul
|
Tarih: Cum Arl 07, 2007 7:53 am Mesaj konusu: |
|
|
| Alıntı: | | iSyAnBuL'uN COĞRAFYASI(devamlı güncellenecek) |
Eline koluna emegine saglık daaaa.. Başlığa bakınca yukardaki yazıyor..
Ben istanbulda yaşarken bu hayvancıklardan hiç yoktu.. Ben gideli coğrafyamız epey değişmiş sanırım.. _________________ Dostlarınla öyle yaşa ki düşman olduğunda söyleyecek sözleri olmasın. Düşmanlarınla öyle yaşa ki dost olduğunda yüzün kızarmasın.
|
|
| Başa dön |
|
 |
iSyAnBuL

Grup : Spammer
Mesajlar: 609
Başlıklar: 157
Kayıt: Oct 31, 2007
Nerden: istanbul
|
Tarih: Cmt Arl 08, 2007 12:30 am Mesaj konusu: |
|
|
| İSTANBUL DEĞİLKİ BU iSyAnBuL ben paylaşım için açtım bu konuyu |
|
| Başa dön |
|
 |
iSyAnBuL

Grup : Spammer
Mesajlar: 609
Başlıklar: 157
Kayıt: Oct 31, 2007
Nerden: istanbul
|
Tarih: Sal Arl 11, 2007 12:14 am Mesaj konusu: |
|
|
| ee ama hep ben hep ben sizde bi iki el atın abiler yorumlarınızı eksik etmeyin |
|
| Başa dön |
|
 |
XMan

Grup : Aktif Üye
Mesajlar: 766
Başlıklar: 97
Kayıt: Aug 05, 2007
|
Tarih: Prş Arl 27, 2007 4:58 am Mesaj konusu: |
|
|
Emeğine sağlık  |
|
| Başa dön |
|
 |
bratzz

Grup : Aktif Üye
Mesajlar: 1095
Başlıklar: 45
Kayıt: May 25, 2008
Nerden: Yine ayLardan kaSım ~~
|
Tarih: Cmt May 31, 2008 1:23 am Mesaj konusu: |
|
|
Ellerine saqLık _________________
 |
|
| Başa dön |
|
 |
|
|
Tüm saatler GMT + 3 Saat |
| 1. sayfa (Toplam 1 sayfa) |
| Bu forumu gezen kullanıcılar:0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 0 Misafir |
|
Kayıtlı Kullanıcılar: Yok
|
|
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|
| |
|
|