YARATILIŞI izah et, DARWİNİN safsatasını ispatla; 50.000 YTL kazan!

rüya tabirleri yemek tarifleri msn ifadeleri spaces güzel sözler resimleri sağlık bilgisayar teknoloji tatil turizm dağı otel gezi komik sesler yazılar ekart e-kart bilmece tarihte bugün isimler anlamlar günün resmi komiklikler dünya mutfakları muhabbet geyik
ANASAYFA'YA DÖNAçılış Sayfası YapFavorilere Ekle
ÜYELİK ÜCRETSİZ. ÜYE OLMAK İÇİN BURAYA TIKLAMAN YETERLİ!
SSSSSS   AramaArama    ProfilProfil

Dünya Taşınıyor-Öykü

 
Yeni Başlık Gönder  Cevap Gönder  Thank Post    GD Mesaj Panosu Ana Sayfası -> Muhabbet Bahçesi
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
elvistuna



Yeni Üye

Grup : Yeni Üye
Mesajlar: 2
Başlıklar: 1
Kayıt: Nov 24, 2007


MesajTarih: Pzr Hzr 08, 2008 4:09 pm    Mesaj konusu: Dünya Taşınıyor-Öykü Alıntıyla Cevap Ver

DÜNYA TAŞINIYOR
(öykü)

Güneş kuru bir sıcaklık getiriyordu. Ağaçlarda ki meyveler bundan etkilenmiş, çoğunun içindeki sıvı buharlaşmış, çürümeye yüz tutmuştu.
Mehmet şemsiye olmasa dışarı bile çıkamazdı. Hava da öyle bir sıcaklık vardı ki bu her şeyi kurutuyordu. Mehmet kışın soğuğunu hissetmiş gibi birden titredi. Bu vücudunun anlık sıcaklık değişimi idi. Ardından hapşırdı. Elma ağacının yanındaydı.Dallarda sağlam kalmış birkaç elma arıyordu. Bir tane gördü. Elma ağacın en tepesindeydi. Oraya çıkamazdı. Kısa sürede olsa güneş ışığına maruz kalmak tehlikeli olurdu. Düşündü. Şemsiyesini kullanabilirdi. Şemsiyeyi kapattı. Bir sopa gibi yaptı. Bir iki zıplamadan sonra dalda gördüğü elmayı yere düşürdü. Şemsiyesini tekrar açtı. Yerdeki elmayı eğilip aldı. Ardından hızlı adımlarla evine girdi. Mutfağa geçti. Annesi her zamanki gibi uğraşacak bir şeyler bulmuş bu, sefer tahta dolap raflarına ıslanmasın diye koyduğu gazetelerin eskilerini kaldırıp yerlerine yenilerini koyuyordu.
Mehmet “bak anne bahçedeki ağaçtan yere elma düşürdüm. Kolay oldu. Ama kafama biraz güneş sıcaklığı geçti.” Diye konuştu.
Mehmet’in annesi “oğlum kendi düşen ağlamaz. Dışarıya çıkılmayacağını biliyorsun.” Diye karşılık verdi.
Mehmet “anne kışa kadar bu elmalardan tadamam. Devletin seraları beni tatmin etmiyor. Verdikleri yemeklik sebzeler. Meyveyi çok az veriyorlar.” Dedi Mehmet’in annesi cevap vermedi. İşi ile meşgul olmaya devam etti.
Mehmet keyif içinde odasına girdi. On senedir elma yiyememişti. Şimdi onu afiyetle midesine indirecekti. Masa üzerinde ki gazeteyi eline aldı. Koltuğuna oturdu. Bir taraftan elmasını yedi diğer taraftan gazetesini okudu. İlginç bir haber gözüne ilişti. Haber “dünya taşınıyor. Yeni bir gezegen bulundu. Uzay gemileri bu iş için hazırlanıyor. Yolcular için çağrılar yapılıyor.” Diyordu. Bu müthiş bir haberdi. Şimdiye kadar bu gezegeni terk eden çok olmuştu. Ama hep sonu belli olmayan bir yolculuğa çıkılmıştı. Şimdi ise yaşanabilecek bir yer bulunmuştu. O yüzden Mehmet sonu belli olan yer gidecekti. Karar verdi .Elmasını bitirdi. Müjdeyi annesine vermek için mutfağa geçti. Annesini gördü.
“Anne gazetede bir haber okudum Yeni bir gezegen bulmuşlar. Yolculara çağrı yapıyorlar.Nasıl olsa bir gün bütün insanlar bu gezegeni terk edecek. Ben gitsem izin verir misin?” dedi.
Mehmet’in annesi “ Oğlum sen o gezegene gidersen beni bir daha göremezsin. Baban bir macera uğruna uzayın derinliklerine gitti. Sen gidersen ben yalnız yapamam. O yüzden ben de geleceğim.” Dedi. Mehmet sevincinden dört köşe oldu. Hazırlıklara hemen başladılar. Cihazları ile eşyalarını anti madde yaparak bir kutuya hapsettiler. Sinyal verip devletin taşıyıcı hava arabasını beklemeye başladılar.
Herkes odasında mutlu idi. Mehmet ve annesi kendi odalarında gidecekleri gezegeni monitörden izliyordu. Öyle harika yerler vardı ki ağaçların çokluğu onları coşturmuştu. Gezegen yırtıcı hayvanlardan bilim adamlarınca temizlenmiş, yaşanılır hale getirilmişti.
Mehmet önündeki cihazdan uzay gemisinin bilgi merkezine girdi. Oradan gemide altı milyar insanın olduğunu öğrendi. Bu dünyanın dörtte bir sayısı idi.
Mehmet annesine yöneldi. “Anne bak dünyayı artık tamamen terk ediyoruz.” Dedi. Mehmet bilgi merkezinden uzay gemisinin hızını da öğrendi. İnsanlar gezegene ancak on yılda ulaşabileceklerdi. Bu Mehmet için gemiyi gezmek ve yeni şeyler öğrenmek demekti. Önce makineden çıkan, kremsi, beyaz biyolojik yiyeceğini tadacaktı. Çünkü mutluluk karın tokluğunda yatıyordu.
Mehmet için her şey yeni başlamıştı. Annesinin kaldığı odanın koordinatlarını cihazına kayıt etti. Sonra oradan ayrıldı. Açık alan denilen yere doğru hareket etti.Orası gezmek ve eğlenmek için tasarlanmıştı. O yer öyle büyüktü ki tepede asılı duran yapay güneş bu büyüklüğü ortaya çıkarıyordu. Mehmet yapay güneşin çapını biliyordu. Bu ayın onda biri büyüklüğüydü. Ve ondan defalarca büyük gezi ve eğlenme alanı sanki yapay güneşi yutmuştu.
Kendisi gibi gençleri toplandığı ve eğlendiği bir bar buldu. Yüksek seste müzik çalıyordu. Mehmet “ne güzel bir ses.” Diye düşündü. Dinlediği şey şu an ona tarifi gizli duygular yaşatıyordu. Bir süre kendini melodinin sarhoşluğu içine bıraktı.
İradesini kullanmazsa kendini müzikten kurtaramayacağını gördü. Melodiden hipnoz olmak üzereydi. Müziğin durduğu bir anda hemen bardan dışarı çıktı. Kurtulmuştu. Ama yaşadığına değmişti. Refref parkına doğru yol aldı.Oraya varınca kendine bir refref seçti. Bindi. Uzay gemisinin sancak tarafına doğru havadan hızla yol adı. İnsanların boş uzaya baktığı yerde durdu. Oturabileceği bir yere geçti. Her kes gibi o da boş uzaya bakarak dünyanın taşındığına şahit olmaya başladı.Uzay gemisinin derinlere doğru ilerlediklerini gördükçe yeni gezegenin heyecanı içinde coştu durdu. Diğer taraftan milyonlarca yıl yaşanmış bir gezegeni terk etmek ve bunun acısını silmek zor olacaktı.
Mehmet uzay gemisinin ihtişamının yeni yeni farkına varıyordu. Oturduğu yerden diğer insanlar gibi karanlıkta ki yolculuğu değil az önce refrefi ile üzerinden geçtiği o yarım küre şeklinde ki dev yapıya odaklanmıştı. Işıklar saçan yer hemen güvertenin önüydü. Mehmet’in oraya gitmesi dakikalar alacaktı. Yapı yakın gibi görünüyor ama bu onu yerinde simetrik olarak duruşuydu. Mehmet bir süre sonra başını derin karanlığa çevirdi.
O nereye baksa hep inanılmaz görüntüler ile karşılaşıyordu. Şimdi ise önünden devasa bir yıldız geçiyordu. Bu Mehmet’i yerinde biraz daha tuttu. Alevler açık seçik görülüyordu. Uzay gemisi yıldıza uzaktı. Fakat yıldızın sıcaklığını az da olsa hissedebiliyordu. O an güverte insanlarla dolmaya başladı. Yıldızın ateşi ile ihtişamlı görünüşü herkesi buraya çekmişti. Yer müsaitti. İnsanlar seyre oturduklarında hala boş yerler vardı. Mehmet bunu kendi koltuğundaki cihazdan görebiliyordu. Cihazı biraz kullanınca öğreneceği çok şeyin olduğunu tekrar gördü.
O yarım kürenin ne olduğunu bulmak zor olmadı. Bilgileri bulunca tüyleri diken diken oldu. Yapının ışık saçması görünmez ve gizli hatların gerilimiydi. Yarım küre pi/iki derinliğindeki atom altı boyutlara kapı açıyordu.Mehmet bunu bir yerde duymuştu. Evren atom altı quarklarda gizliydi. İnsan boş uzayı çıkacak olsa sadece bir atomun dışına doğru giderdi. Ve kendini yine geldiği yer gibi bir uzayda bulurdu. Makro derinlikler ve mikro derinlikler sonsuzdu.
Mehmet şu an ki yaşadığı evrenin libnit adlı kürede ki herhan gibi bir quarkın içinde olduğunu biliyordu. Bunları düşününce daha da heyecanlandı. Demek insan oğlu evreni vücuda getirebilmişti. Yarım kürenin niçin yapıldığını öğrendiğinde biraz endişelendi. Çünkü uzay gemisi kaza geçirdiğinde ölen insanların ışık zerrecikleri olan öz ruhları libnit, cihazına çekilecek ve önceden belirlenmiş olan atom altı evrenin bir köşesine götürülecekti.
Mehmet koltuğunda ki cihazdan bu yeri de öğrendi. Önce bir gezegeni gördü. Ve bir bina ile karşılaştı. Burada ramea isimli ileri teknoloji içeren bir kutu vardı. Işık zerrecikleri olan öz ruhlar ramea kutusunun içine çekiliyor ardından onlara beden giydiriliyordu. Tuhaflıklar bununla da bitmiyordu. O atom altı gezegende insanların yaşadığını gördü. Belli bir yerde onun üzerinde piramit dizili ve onların çevresindeki halka olmuş insanlar secde eder gibi başlarını piramide doğru eğip kaldırıyorlardı.
Allah’ı düşündü. “Peki Allah bunun neresinde.” Dedi içinden. Elbet Allah’ı kimse geçemezdi. Onun geçilmezliği kutsal ışığında yatıyordu. İnsan bir evren meydana getirse de bilgi de Allah’ı geçemezdi. Mehmet her şeye sahip olup gayenin de var olduğu bir hissin her zaman bir umuda ihtiyaç olduğunu biliyordu. Ona madde veya bilgi bir şey veremezdi. Mehmet’in istediği bekleyişti. Bu bekleyişte Allah onu kabz eder ve korurdu. İşte insan böyle kendini güvende hissederdi. Buna rabıta deniyordu.
Uzay gemisi devasa büyüklükteki yıldızı on dakika içinde geçti. Seyir için bekleyen insanlar güverteyi boşaltmaya başladı. Mehmet keşfetmenin heyecanı içinde koltuğundan kalktı. Refrefine bindi. Havalandı. Yarım küreye doğru yol aldı.
Giderken aşağıya bakmayı da ihmal etmiyordu. Keşfedilecek çok şeyin olması milattan sonra üç binli yılların bir güzelliğiydi. O an coşkusu doğum günü olduğu için daha da arttı. Üç bin elli dokuz yılına dört yüzüncü yaşı ile girmişti. Karşısında gördüğü libnit adlı küre bu gün için kendine verdiği güzel bir ödül olacaktı.
Küreye yaklaşmıştı. Şimdi ışıklar daha da parlak görünüyordu. Mehmet küreye gelince refrefini koyacağı yere doğru alçaldı. Durdu. Refrefinden indi. Yapıya baktı. Som altındandı. Başka şey de beklenemezdi. Çünkü altın ancak milyonlarca yıl sonra yok oluyordu. Bir koridordan geçti. Kendisi gibi keşif için gelenleri gördü. Hepsi bir top büyüklüğünde ki küreye bakıyordu.
Küre altından bir sütunun üzerinde duruyor, sütun da küçük bir piramidin tepesindeydi. Görüntü muhteşemdi. Bir bilim adamı anlatıp duruyordu. Libnitin keşfini konuşuyordu. Bu bilgiye dünyada arkeolojik kazılar ile ulaşılmıştı. Bulunan şey Mısır’daki Gize kumlarının derinliğinden çıkan İsis’in kütüphanesiydi.. Bir uzay kayığı bulunmuş ve içinde ki kitapların da sırlar barındırdığı öğrenilmişti. Libnit cihazı da bu bilgilerden biriydi.
Şimdi bilim adamı “gezimize katılmak isteyen varsa ellerine ki şu gördüğünüz orni den alsın.” Dedi. Mehmet bir tane aldı. İnceledi. Üzerinde üçgenler vardı. Kombinezonları esrarlı bir his veriyordu. Orada bulunan yirmi kişi orni den birer tane aldı. Bilim adamı tekrar talimat verdi.”Hazır dediğimde üçgenlerin hepsine basacaksınız.” Dedi. Ardından libnitin yanına gitti. Küreye akım verdi. “Hazır, başlayın.” Dedi. Yirmi kişi birden şeffaf bir görüntüye büründü. Sonra kayboldular.
Mehmet bir an için sağına ve soluna baktı. Herkes oradaydı. Amma zaman ve mekan değişmişti.

Bilim adamı. Işınlanılan yerin odak cihazına giden akımı kapattı. Mahiyetindeki yirmi kişiye malumat vermeye başladı. “Şu an Labion piramidindeyiz. Yapı som altındandır. Duvarlarda gördüğünüz hiyeroglifler büyük esrarın kayıtlarıdır. Hitit çivi yazısı ile yazılmıştır. Çözümlemeyi bilen varsa gezi sonunda okuyabilirler. Şimdi sizi bu piramide isim veren labion cihazına götüreceğim.” Dedi
Odanın içi aydınlıktı. Ama görünürlerde hiç ışık kaynağı yoktu. Mehmet kendini ilk defa bir firavunun hissettiği duygulara kaptırdı. Onlar hep saraylarında gizemlerle dolu odalarından hiç dışarıya çıkmazlar ve evrenin gizli bilgileri ile meşgul olurlardı.
Mehmet “Acaba bilmek derinlere dalabileceğimiz esrarı gizlemek mi. Eğer öyleyse kimse bir şey bilemez.” Dedi içinden. Diğer taraftan herkes tarafından bilinen şey bilgi değil bir araçtı. Bil bulmak demekti. B ve L harfleriydi. Az önce bilim adamı duvarlardaki büyük esrar kayıtlarından bahsetmişti. Üstelik yazıların hiyeroglif olması bilinmeye bir engeldi. Mehmet “faydası dokunmaz.” Diye düşündü. Ama onun için yazı bir avcı bilgi de avdı. Cennetsi hislerin beslendiği yegane kaynak ise gizlenen esrarlardan gelirdi. Şimdi daha iyi anlıyordu. Kendini bir firavun hissetmenin tek yolu salt gerçeğin gizli olması ve onu bir miktar çevreye hissettirebilmekti.
Yirmi kişilik grup koridordan geçerken duvarlardaki kabartmalara göz gezdiriyordu. Bilim adamı bunlardan birinin önünde durdu. “Bu gördüğünüz kabartma Aldaberan yıldız sistemi. Burada on tane gezegen var. Şu gördüğünüz üçüncü gezegen Sions gezegeni. Yani buraya gelirken kullandığımız libnit cihazının geldiği yer. Bu gezegenden gelenler arkaik dönem öncesi dünyaya gelip yerleştiler. Onlar matematikte çok ileriydi. Onlar Külik ve igmir matematiğini kullanıyorlardı. Bu matematik türlerini henüz insan oğlu keşfedebilmiş değil. İşte onlar Atlantis ve Mu kıtası uygarlıklarını kuran, insan olmayan ama ondan daha zeki varlıklardır.” Dedi.Sonra yürümeye başladı. Ardından diğerleri.
Bir kapının önüne gelindi. Bilim adamı önündeki kolu çevirdi. Kapı açıldı. İçeride kare şeklindeki bir taşın üzerinde duran küre gözüktü. Yeşilimsi ışıklar saçıyordu. Odağına doğru ışık sönüktü. Bilim adamı anlatmaya başladı.
“Bu gördüğünüz labion Hiyapin evrenindeki düşünen varlıkların yazdıkları yazıdan kendine görünmez ve gizli bir hat çeker ve kutsal ışık akışını sağlar. Bununla varlıklar düzene girer. Kısaca şöyle. Yaratıcımız bizim kaderlerimizi katında bulunan levhadaki yazılar ile yönetiyor. Labion ise hiyapin evrenindeki metafiziği yönetiyor. Bu elbet yaratıcımızdan aldığımız örnekle oldu. Bir yazı nundur. Nun kanalize demektir. Rabıtası çok büyüktür. İşte her bir kitap nun cihazıdır. Metafizik olarak çalışır. Bu gördüğünüz labion da metafizik olarak çalışır. Kendinize “biz nasıl düşünüyoruz?” sorun. Aynı cevap labion cihazı içinde geçerlidir.”
Mehmet sevindi. Azda olsa düşündükleri bilim adamının söyledikleri ile çakışıyordu.
Bilim adamı “şimdi piramitten dışarıya çıkacağız. Sakın şaşırmayın.” Dedi. Arından “herkes ornilerinin üzerindeki üçgenlere bassın.” Dedi. Birden herkes şeffaf bir görüntüye büründü. Sonra kayboldu. Piramidin dışına ışınlanmışlardı. Manzara onları şaşkına çevirdi. Böyle bir şeyi daha önce hiç görmemişlerdi. Atmosfer ve yer arası öyle parlaktı ki insanın bundan hoşlanmaması mümkün değildi. Gök yüzünü aydınlatan yıldız yoktu. Grup havada uçan insanları fark edince ilgiyle bakmaya başladılar. Çünkü uçanlar bir cihaza veya alete ihtiyaç duymuyorlardı. Bilim adamı,
“bu gördüğünüz uçan insanlar teknolojiye ihtiyaç duymayan kişiler. Gezegende yaşayanlar bilgilerini bir kitaptan alırlar. O kitap ki yaratıcının sırlarını içerir. İşte bu insanlar bir söz ile veya bir düşünce ile hem uçarlar hem bir anda mekan atlarlar. Biz dünya insanoğlunun da böyle olmasını istedik ama uzay evreni yöneticileri buna izin vermedi. Biz de bunu libnitimizde denedik.” Diye konuştu.
Mehmet “bir şey sorabilir miyim?” dedi.
Bilim adamı “tabi sor.” Dedi.
“Bu gezegenin ismini söylemediniz.”
“Haklısın. Söylemedim. Bu gezegenin ismi Mavi Ay. İçinde hayat olan aynı bölgede iki gezegen daha var. Sessiz Tepe ve Göbekli isimlerinde. Üç gezegenin de bir yıldızı yok. Çünkü hepsi yapay olduğu için her şey düşünülmüş.”
Mavi Ay gezegeni ağaçlar ile doluydu. Hepsi devasaydılar. Bilim adamı ve grubu bir ormana girdiler.Bir domates ile karşılaştılar. Domates bir ev büyüklüğündeydi. Az ilerlediler. Bu sefer bir mısır ile karşılaştılar. Koçanı ise beş katlı bir apartman büyüklüğündeydi. Bilim adamı bu durumu açılamaya başladı.
“u gezegendeki ağaçların, meyvelerin ve bitkilerin devasa olması gezegenin oluşum süreci içinde bulunduğu içindir.Dünyadaki dinazorları düşünebiliriz. Onlar da devasa büyüklükteydi. Ağaçlar ve bitkilerde öyleydi. Bu doğanın işlenmemiş olduğunu gösterir. Doğa da zaman geçtikçe bitkiler ve canlılar küçülür. İşte bu her şeyin kendi formunu bulması anlamına geliyor.”
Bir akar su kenarına geldiler. Bilim adamı “yemek molası verelim.” Dedi. Sonra elindeki cihaza ayarlama yaptı. Ormana tuttu. Bir iki dakika içinde bir geyik yerde sürüklenerek geldi. Bilim adamı cihazı ile geyiği et parçaları haline getirdi. Sonra geyik yenecek kıvama geldi.

Grup geyiği keyifle yedi. Akarsudan içtiler. Suyun tadı muazzam güzeldi. İçenlerin hepsi beğenmişti. Az sonra hatıralara daldılar. Biri “ben böyle bir şeyi daha önce hiç hissetmedim.” Dedi. Başka biri “bu yaşadığım tarifi gizlenmiş bir coşku.” Diye konuştu. Mehmet ise içtiği suyun verdiği inanılmaz duygularla kendi kendine “cennete mi düştüm.” Diyordu.
Bilim adamı da akarsudan içti. Bir müddet sustu. Meskalin yaşıyordu. Sonra konuşmaya başladı. “Tarihte filozofların büyük İskender’e “sen cennetteki lethe ırmağına ulaşmak istiyorsun” sözünde geçen ırmağın bir benzeri de bu akarsu. Bahsettiğim lethe ırmağı içenin bütün acılarını unutturur ve ona gençlik ve ölümsüzlük verir. Bu ırmağın ismi kapuksidir. İçene dünyada tarifi gizlenmiş hisleri yaşatır. Gençlik ve ölümsüzlük verir. Biliyoruz ki biz insanlar bu ırmaktan içmekle artı bir değere kavuşuyoruz. Bilim ölümsüzlüğü bu kapuksi ırmağına da taşıdı. İçtiğiniz suyun tesiri metabolizmanızın işleyişi ile yavaşlayacak. Bu ırmağın kaynağında ışık var. Özelliğini de bundan alıyor.” Diye konuştu.
Grubun içinde kimyager olan Belil isimli kişi bilim adamına sordu. “Bu Mavi Ay gezegeninde bitkiler fotosentezini ne ile yapıyorlar. Görüyoruz ki gezegenin bir yıldızı yok.”
Bilim adamı “Bilim adamlarımız Mavi Ay için her şeyi düşündü. Gezegene bağımsız hareket eden ışık zerrecikleri yerleştirdi. Onların ışığı kutsaldır. Çünkü onlar öz ruhtur. Bitkiler bu ışığı aldıkça daha da coşarlar. Ve devasa büyüklüğe ulaşırlar. Bu onların hormonal dengelerinin bozuk olduğu anlamına gelmez. Işık zerreciklerinin aydınlığı hiç bitmez. Sonsuza kadar sürer.” Dedi. Gruptan bir başkası “biz insanlar kutsal ışığı kullandığımız için uzun ömürlüyüz. Bitkiler de bilinç olsaydı onlarda bizim gibi kurumaz ve ölmezdi.” Dedi
Bilim adamı “Kutsal ışık üzerinde araştırmalarımız sürüyor. Kutsal kitaplar bunun kaynağının hep yaratımız olduğunu söyler. Biz bilim adamları henüz böyle bir kanıt bulmuş değiliz. Ama başka bir şey bulduk. Her şey kutsal ışık barındırıyor. Diyebiliriz ki düşünsel bağlantılarda ki rabıta sonsuzdur. Belki biz yokuz. Ama düşündüğümüz için varız. Bu da düşünce kudretinin büyüklüğünü gösterir.” Diye konuştu. Ardından “şimdi geri dönme vakti geldi. Herkes ne yapacağını biliyor. Ornilerde ki üçgenlere basacaksınız.” Dedi. Bilim adamı ve mahiyeti labion piramidine ışınlandılar. Sonra libnit bağlantısına akım verildi. Bilim adamı ve yirmi kişi atom altı hiyapin evreninden ayrılıp uzay evreninde seyreden istasyona ışınlandı.
Mehmet keyif içindeydi. Akarsudan içtiği su henüz etkisini kaybetmemişti. Ama uzun süre annesinden ayrı olduğu için daldığı hayalden uyanabildi. Refrefine bindi. Cihazından annesinin kaldığı odanın koordinatlarını takip ederek havadan hızla ilerledi.
Kapının önündeydi. Açtı. Annesi ekranda komedi programını izliyordu. Mehmet’i görünce “nerede kaldın. Burada bir şey yapamadım. Lavabo ihtiyacım oldu. Ancak uzun uğraşlardan sonra lavabo kabinine girebildim.” Diye konuştu.
Mehmet “anne senin cihazın var. Ona sesli talimat vererek işlerini görebilirdin. Unuttun mu?” dedi.
“Ben bilemedim. İnsan cihazlardan uzak yaşayınca böyle benim gibi teknoloji özürlü oluyor.”
Mehmet “anne karnın aç mı?” diye sordu.
“Hayır. Ya senin?”
Benim aç değil. Biraz önce geyik yedim. Anlatması uzun sürer. Şimdi benim çok uykum var. Gidip yatacağım. Bir hafta uyuyacağım.” Dedi.
“İyi uyu da büyü.” Dedi Mehmet’in annesi.
Mehmet önce uyuma kabini kıyafetlerini giydi. Bu şekilde daha rahat olacaktı. Sonra kabine geçti. İçine girdi. Uzandı. Kabinin kapağını örttü. Gözlerini kapattı. O an kabinde yeşilimsi bir ışık meydana geldi. Bir haftalık uyku keyif içinde başladı.
Uzay gemisinde isyan çıkmıştı. Zenci insanlar bir araya toplanmış uzay gemisi yöneticilerinden kendilerine daha çok özgürlük istiyorlardı. Zenci isyancılarından bir grup uzay gemisinin güç kaynağını ele geçirdi. Güvenlik boş uzayda seyreden gemiye zarar gelebilir diye ateş açmıyorlardı. Zenci isyancılar bunu gördükçe daha provake oldular. Bu sefer yönetimi ele geçirmeye çalıştılar. İsyancıların ellerindeki silahlar şok aletiydi. Bu gemide herkesin kullandığı bir silahtı. İsyancıların başı Malkom isimli zenci henüz yeni karşılaştığı güvenliğin kullandığı silahlar onu isyandan biraz caydırdı. Gemi yönetimi toplanmış ve etik olmayan bir karar almıştı. İsyancılara germiyan isimli silahlar ile karşılık verilecekti. Sonunda zenci isyancıların yarısı bu silahlar ile moleküllerine ayrıldı. Kaçan diğerleri ise uzay gemisinin büyüklüğünden faydalanarak sağa sola dağıldılar. Ama çatışma hala sürüyordu.
Kapı hızla çalmaya başladı. Dışarıdaki “beni öldürecekler. Ne olur açın kapıyı.” Diyordu. Mehmet acele ile uyandırılmalıydı. Annesi bir belayı hissetmiş ve oğlunu uyandırmaya çalışıyordu. Cihazı aklına geldi “Uyku kabini. Hemen kapakları aç.” Diye komut verdi. Kapaklar birden açıldı. Mehmet uyandı. Annesinin telaşını gördü. Öğrendi. Kapıda istenilmeyen biri vardı. Anne oğul bir müddet bekledi. Kapıyı açmadılar. Kapıdaki istenmeyen kişi uzaklaştığında rahat bir nefes aldılar. Mehmet o kişinin zenci olduğunu görmüş ve yüz ifadesinden neye bulaştığını anlamıştı.
İsyan uzay gemisinin dışında da devam ediyordu. Mehmet çarpışmayı odasından açık seçik görebiliyordu.
On yıl çabuk geçmişti. Ü, ç uzay gemisi ile dünyadan taşınan on sekiz milyar insan yeni keşfedilen gezegene inmiş ve uygarlıklar kurmaya başlamıştı. Mehmet o ara sevinç içindeydi. Müjde ile annesinin yanına geldi. “Anne müjde. Babamı gördüm.” Dedi.

SON


elvistuna
Başa dön
Kullanıcı profilini gör
Teşekkürler
Teşekkür Botu
Webmaster(09-06, 19:14), Thanks elvistuna for his/her post  Teşekkürler
Bu mesaja 1 üyemiz teşekkür etti. Gönderene minnettarlar...
Mahsun Kırmızıgül

Mahsun Kırmızıgül

Güzel Dünyam Robot

Grup : Gönül Çelen
Cinsiyet : Erkek
D.T. : Belirtmedi

Nerden : Belirtmedi
MesajTarih: Pzr Hzr 08, 2008 4:09 pm    Mesaj konusu: RE : Dünya Taşınıyor-Öykü



Webmaster



Developer

Grup : Developer
Mesajlar: 979
Başlıklar: 199
Kayıt: Apr 19, 2007

Nerden: Turkiye

MesajTarih: Pzr Hzr 08, 2008 4:29 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sen mi yazdın hepsini elvistuna ?
_________________
Buraya sakın bakma
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Kullanıcının web sitesini ziyaret et
bErNa



Moderator

Grup : Moderator
Mesajlar: 2444
Başlıklar: 104
Kayıt: May 19, 2008

Nerden: ßen ßi öğReniyim onDan sonRa sana SöLerim zuhahaha :)

MesajTarih: Pzr Hzr 08, 2008 5:41 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Coq qüzeLde sonuna eLvistuna yazmışın..

aLıntımı senmi yazdın??

_________________
Başa dön
Kullanıcı profilini gör E-mail'i gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSN Messenger
elvistuna



Yeni Üye

Grup : Yeni Üye
Mesajlar: 2
Başlıklar: 1
Kayıt: Nov 24, 2007


MesajTarih: Pts Hzr 09, 2008 4:38 pm    Mesaj konusu: hikaye Alıntıyla Cevap Ver

Hikayeler bana ait. teşekkürler ilginiz için.
Başa dön
Kullanıcı profilini gör
Mina



Site Admin

Grup : Site Admin
Mesajlar: 1844
Başlıklar: 205
Kayıt: Aug 11, 2007


MesajTarih: Pts Hzr 09, 2008 5:17 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Tebrikler,çok güzel olmuş
_________________
Başa dön
Kullanıcı profilini gör
bErNa



Moderator

Grup : Moderator
Mesajlar: 2444
Başlıklar: 104
Kayıt: May 19, 2008

Nerden: ßen ßi öğReniyim onDan sonRa sana SöLerim zuhahaha :)

MesajTarih: Pts Hzr 09, 2008 7:04 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Hmm öLeyse eLine saLık süper oLmuş..
_________________
Başa dön
Kullanıcı profilini gör E-mail'i gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSN Messenger
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder  Cevap Gönder   Thank Post Tüm saatler GMT + 3 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)
Bu forumu gezen kullanıcılar:0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 0 Misafir
Kayıtlı Kullanıcılar: Yok

 
Mesaj Panosu Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Kategori Yanıt Tarih
Yeni mesaj yok Dünya Türklere Kalacak bozkurt_yunus Komik Yazılar & Fıkralar 2 Sal Eyl 09, 2008 4:28 pm Son Mesajları Gör
Yeni mesaj yok * 19.07 Dünya FenerbahçeLiLer Günü * FBusra Fenerbahçe 5 Cmt Tem 19, 2008 1:59 am Son Mesajları Gör
Yeni mesaj yok BİLGİ YARIŞMASI - DÜNYA ŞAMPİYONU lavinnia Komik Yazılar & Fıkralar 2 Cum Oca 04, 2008 12:40 pm Son Mesajları Gör
Yeni mesaj yok dünya taekwondocuları iSyAnBuL Taekwondo 0 Pts Ksm 26, 2007 9:58 am Son Mesajları Gör
Yeni mesaj yok FIRAT ARSLAN (PROFESYONEL BOKS DÜNYA ŞAMPİYON... iSyAnBuL Videolar 0 Pts Ksm 26, 2007 9:53 am Son Mesajları Gör
Çevrimiçi Üyelerimiz [ Üye : 0 | Misafir : 36 | Toplam : 36 ]
Şu anda hiç online üyemiz yok.
Bugün Üye : 0 | Dün Üye : 8 | Bekleyen(ler): 0 | Toplam Üye : 2,491 | Son Üye : sinan3c2
Şu an sohbet odasında bulunanlar : Kimsecikler yok :(
Tüm hakları GuzelDunyam.Com'a aittir. © 2008 - Yüklenme : 0.19 sn. İletişim | Bizi Öner | Kullanım Şartları Ve Telif Hakları | XML & RSS | Renk Kodları